KISSADAN ÇIKARILABİLECEK DERSLER

Buraya kadar yer verdiğimiz ayetlerde görüldüğü gibi, Kuran'da Hz Musa'dan bir çok yerde çok yoğun bir şekilde söz edilmiştir. Bu yüzden Hz. Musa'nın hayatı inananlar için çok güzel öğüt ve hatırlatmalarla doludur. Bu öğüt ve hatırlatmaların bir kısmını site boyunca Hz. Musa'nın doğumundan itibaren inceledik.

Bu dersleri bir kez daha özet olarak düşünürsek, bir insanın yaşamındaki kaderin mutlak hakimiyeti ve inanan salih kullar için kaderin mutlak güzelliği ile karşılaşırız.
Hz. Musa ile ilgili ayetlerden çıkarmamız gereken derslerin bir kısmını şöyle özetleyebiliriz:

1- Kaderin Sırrı

Tur Dağı'ndaki vahiy sırasında Allah, Hz. Musa'ya lütuf olarak kardeşi Hz. Harun'u destekçi kılacağını müjdelemiştir. Bundan sonra da Allah, Hz. Musa'ya daha önce verdiği nimetleri kendisine hatırlatmıştır:

"Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."
"Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"
"Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendimden Sana bir sevgi yönelttim.""Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. Seni Kendim için seçtim." (Taha Suresi, 37-41)

Bu ayetlerde insanların pek çok kişinin habersiz olduğu veya tam olarak kavrayamadığı kader sırrı açıklanmaktadır. Hz. Musa, bebekliğinden elçi oluncaya kadar hayatının her anında, Allah'ın ezelde belirlediği kaderi doğrultusunda yaşamıştır. Bu kaderin içinde, Allah'ın takdiri dışında hiçbir şey yoktur. Örneğin önce de belirttiğimiz gibi, Hz. Musa'nın bebek iken nehre bırakılan sandık içinde Firavun ailesine ulaşması, Allah'ın kaderde belirlediği binlerce detayla gerçekleşmiştir.

Hz. Musa'nın hayatının sonraki aşamalarında da, kaderin mutlak hakimiyetini görmek mümkündür. Hz. Musa kendi kavminden olan kişinin kavgasına katılmış ve şehirden kaçmıştır. Medyen tarafına gitmiş ve orada o kadınlarla karşılaşmıştır. Medyen suyuna geldiğinde çobanlar orada olduğu için kadınlar kendi başlarına hayvanları sulayamamış ve Hz. Musa'dan yardım istemek zorunda kalmışlardır. Ardından da babaları olan yaşlı adam Hz. Musa'yı davet etmiş ve bunun üzerine Hz. Musa Medyen'de bir hayata başlamıştır. Hz. Musa anlaştığı süreyi tamamladıktan sonra ise geri dönmüş ve dönerken o ateşi görmüştür. Ateşin yanına ulaştığında da Allah'tan gelen vahyi almıştır. Hz. Musa'nın daha doğduğunda nehirde başıboş bir sandık içinde yüzmesi, Firavun'un onu bulması, sarayda yetiştirilmesi, adamı yanlışlıkla öldürmesi, Mısır'dan kaçması, kadınlarla karşılaşması, yaşlı adamla yıllarca yaşaması, bir aile kurması, sonra geri dönüş yoluna çıkması, vahiy alması ve daha Kuran'da bahsedilmeyen sayısız detayın hepsi Hz. Musa'nın kaderinde olan ve doğumundan çok daha öncesinde Allah'ın belirlediği olaylardır. Bunların tek bir tanesinin bile gerçekleşmemesi, veya farklı şekilde gerçekleşmesi mümkün değildir. Çünkü tüm insanların kaderi adeta bir video kasetteki film gibidir. Nasıl ki video kasetin içinden aradan bir sahneyi alıp çıkartamazsanız, insanın kaderindeki tek bir sahneyi de onun hayatından çıkarmak mümkün değildir. İnsanın kaderi her anıyla bir bütündür.

Yukarıdaki ayetlerde de Allah Hz. Musa'nın bir kader doğrultusunda kutsal vadi Tuva'ya geldiğini haber vermektedir:

...sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa. (Taha Suresi, 40)

Bu konuyu iyi bir şekilde tefekkür etmek gerekir. Burada söz konusu olan kader, yalnızca Hz. Musa'ya ait değildir. Hz. Musa'nın annesinin kaderinde Hz. Musa'ya hamile kalmak vardır. Tam Hz. Musa'nın doğacağı günde ve hatta saatte onu doğurması da Hz. Musa'nın annesinin kaderidir. Hz. Musa'nın annesinin de bir annesi ve bir babası vardır. Onların da kaderinde Hz. Musa'nın annesini doğurmak vardır. Bu, Hz. Musa'nın babası ve tüm soyu için de daha da genişletilerek düşünülebilir.
Hz. Musa'nın, Nil'de bebekken içinde yüzdüğü sandığı yapan marangoz ustası da kaderi doğrultusunda bunu yapmıştır. O sandığı yapacağı o daha henüz doğmadan Allah katında belirlenmiş olan kaderindedir. O marangoz ustası da bir kader doğrultusunda doğmuş ve yaşamıştır. O marangoz ustasının doğumuna sebep olan kişiler de bir kader doğrultusunda yaşamışlardır.
Hz. Musa'nın taraf olduğu kavgayı düşünelim. Bu kavga tam Hz. Musa'nın orada olduğu anda gerçekleşmiştir. Eğer yüzeysel bir bakışla bakılacak olsa "başka bir anda olsaydı Hz. Musa orada olmayacak ve olaylar farklı gelişecekti" diye düşünülebilir. Oysa bu çok yanlış bir değerlendirmedir. Hz. Musa'nın dahil olduğu kavga da tam olması gerektiği anda ve olması gerektiği şekilde olmuştur, çünkü o olayı da Allah kaderde tespit etmiştir. Aynı kader gerçeği, kavga eden kişiler ve onların orada kavga etmelerini sağlayan sebepler için de geçerlidir. Aynı gerçek Hz. Musa'ya kaçmasını öğütleyen ve öldürüleceğini haber veren kişi için de geçerlidir. Medyen suyundaki çobanlar ve kadınlar da yine aynı kaderin bir parçasıdır.

Bunların hepsi düşünüldüğünde sadece Hz. Musa değil, onunla ilişkili herşey aynı kaderin parçalarıdır. Bunu biraz daha geliştirerek düşünürsek göreceğiz ki biz de aynı kaderin parçalarıyız. Biz de sonsuz bilgi ve güç sahibi olan Allah'ın bizim için yarattığı kaderi yaşıyoruz. Hepimiz adımıza tespit edilmiş bir kader üzerine dünyaya geldik. Öleceğimiz an da bir kader üzerine olacaktır.

Kader aslında tüm hayatı kaplayan, ilahi bir bilgidir. Nasıl, Hz. Musa doğduğunda elçi olacağı, yaşamındaki tüm evreleri geçireceği kaderinde belli ise, tüm insanlığın ve sizin de hayatınız aynı kaderin içindedir. Sizin bu yazıları okuyacağınız, Hz. Musa'nın hayatı ile ilgili detayları öğreneceğiniz, Hz. Musa bu olayları yaşarken hatta daha Hz. Musa dünyaya gelmeden Allah katında belirlenmiş bir kaderdir. Kader Allah'ın tespit ettiği ve O'ndan başka hiçbir varlığın iradesinin dahil olmadığı mutlak bir bütündür ve herşeyi kaplar. (Detaylı bilgi için Zamansızlık ve Kader Gerçeği ve Sonsuzluk Başlamış Durumda- Harun Yahya.)

2- Haklının yanında olmak

Sitenin başlarında Hz. Musa'nın kendi taraftarlarından olan bir kişinin tarafını tutup diğerini yanlışlıkla öldürmesinden bahsetmiştik. Burada kendi tarafından (ailesinden, kabilesinden, kavminden vs.) olan kişiyi tutmanın yanlışlığı vurgulanmaktadır. İnsanların üstün olmasını sağlayan şey, herhangi bir aileye, kabileye veya kavme mensup olmaları değil haklı olmalarıdır. Bu nedenle ortada bizim davranışlarımızı düzenleyecek herşeyin üstünde bir adalet anlayışı ve hissi olmalıdır.

3- Allah'a güvenmek ve tevekkül

Hz. Musa kıssasında en çok tevekkül kavramı işlenmektedir. Hz. Musa'nın heyecanlı kişiliğine rağmen Allah onu tevekküllü olması yönünde uyarıp eğitmiştir. Musa Peygamber yaşamı boyunca karşılaştığı olaylarla, Allah'a mutlak güvenmesi gerektiğini ve O'nun herşeye hakim olduğunu öğrenmiştir. Bu esnada yaptığı hataları ise tevbe edip düzeltmiştir.

Allah'a güvenmek, O'na tevekkül etmek için Allah'ı iyice tanımak ve O'nu gerektiği gibi takdir etmek gerekir. Allah'ın sıfatları düşünüldüğünde O'nun tüm hayatın Yaratıcısı olduğu, canı alan olduğu, mutlak güç sahibi olduğu, herşeyi kuşattığı, "ol" demesiyle herşeyin olduğu, mülkün mutlak ve tek sahibi olduğu, merhamet sahibi olduğu, dualara karşılık veren olduğu, dilediğine hidayeti vereceği çok rahatlıkla anlaşılır. Bütün işler Allah'a dönecektir. Eğer Yaratıcımızı daha iyi tanır ve O'nun kudretini gereği gibi takdir edersek, dayanılacak, güvenilecek ve tevekkül edilecek tek varlığın Allah olduğunu anlayabiliriz.


4- Dünya hayatının ve mülkün geçici olması

Karun kıssasında detaylı olarak gördüğümüz gibi insan öldüğünde hiçbir zaman bıraktığı mallar ona bir fayda getirmez. Hatta o mallar Allah'ın rızası doğrultusunda kullanılmıyorsa dünya ve ahiret azabının artmasına sebep olur. Mallar hiçbir zaman imrenme vesilesi de olmamalıdır. Çünkü Allah dilediğine rızkı genişletip yayar, dilediğinden de keser. Allah rızası için kullanılmadığı sürece bir insanın çok malının olması ona bir fayda getirmediği gibi, Allah'ın rızasına uyan insanların az malının olması da onlar için bir kayıp değildir. Bu yüzden dünyadaki mal, mülk, zenginlik bir üzüntü veya övünç kaynağı olmamalı, yalnızca Allah'ın rızasına yönelik yaşamak ve takva ölçü olarak alınmalıdır.

5- Cahiliye düşüncesi ve insanın kendini arındırması

Site boyunca örneklerini gördüğümüz gibi, İsrailoğulları Hz. Musa gelince onun getirdiği dini kabul ettiler, ama etkilendikleri cahiliye kültürünü de terk etmediler. Aksine cahiliye mantığını hak dine taşımaya çalıştılar. Bu, tüm insanların çok dikkat etmeleri gereken bir noktadır. Kişi, düşünce yapısının ve inançlarının gelişimi esnasında birtakım yanlış şeyleri de kabul etmiş olabilir. Ya da dinle daha sonradan tanışmış olup eski birtakım düşünceleri ve kabulleri olabilir.

Hz. Musa kıssasında da kavim, puta tapan kişileri görünce cahiliye zihniyetinden tam temizlenmediği ve imanı çok zayıf olduğu için putperestlere özenip onlar gibi olmak istemiştir. Bu örnek bizlere, insanın eski düşüncelerini veya inançlarını devam ettirebilmekteki tek ölçüsünün Kuran olması gerektiğini gösterir. Bu şekilde yapıldığında yanlış inançlar ve düşünceler temizlenecek ve insanlar gerçek Kuran ahlakına ulaşacaklardır.

6- Münafıklar ve tavırları

Hz Musa kıssasında, bir topluluk içinde bulunan münafıkları ve onların verebilecekleri zararları da görmekteyiz. Münafık tavrı olarak Samiri çok önemli özellikleri bize göstermektedir:

Münafıklar inananların içinden çıkar. Hz. Musa döneminde de Samiri İsrailoğulları arasından çıkmıştır. Münafıklar nifak çıkarmak için kavmin en zayıf anını kollarlar. Başarıya en çok yaklaşacaklarını hissettikleri anda harekete geçerler. İnsanların zaafını kullanıp onları saptırmaya çalışırlar. Bunu yaparken saptıracakları insanların nefislerine hitap ederler. Onların hoşuna gidecek söz ve vaadler kullanırlar. Doğrudan Allah'ı ve dini inkarla ortaya çıkmazlar, aksine inançlı oldukları, hatta dini herkesten daha iyi bildikleri ve insanlara yardımcı olacakları iddiasıyla yola çıkarlar. Münafıklar konusunda dikkat edilecek çok önemli bir nokta da tek başlarına bütün bir kavmi etkileyebilmeleridir. İşte Samiri tüm bu özellikleri bünyesinde barındıran tarihi bir münafıktır.

7- İsrailoğulları ve onların genel tavrı

Hz. Musa ile ilgili ayetlere baktığımızda onun mücadelesinde kendi kavminin büyük yer tuttuğu görülmektedir. Bu kavmin genel karakterinde küstahlık, putperest düşünce, peygambere isyan vardır. Allah'ın kendilerine verdiği peygamberlere, kitaplara ve türlü nimetlere layık olmayan kavim, bu nedenle bu şeref ve nimetlerden yoksun bırakılmışlardır. Bu da tüm inananlar için bir ibret vesilesidir.

8- Buzağı kıssası ve insanın teferruata düşkünlüğü

Bu kıssada genel bir bakış açısı anlatılmaktadır; insanın teferruata düşkünlüğü... Dinin kolay, açık ve yalın haline rağmen insanlar onu zorlaştırmaya, teferruata boğmaya, asıl önemli olan noktalarından çıkartmaya çalışırlar. Oysa Allah, hak dinin Hz. İbrahim'in dini gibi kolay olduğunu açıklar. Buzağı kıssasında da bu teferruat isteğinin yanlışlığı vurgulanmaktadır. Teferruat isteğinin aslında insanları zora soktuğu ve onların Allah'ın isteklerinden uzaklaşmasına sebep olabileceği gösterilmektedir.

9- Hızır kıssası ve Allah katından bir ilim

Bu kıssada bize olayların görünen yönü dışında başka bir gerçeğinin olabileceği anlatılmaktadır. Bu, Allah katından verilen özel bir ilimdir. Bizim dış görünüşüyle kötü olarak gördüğümüz şeylerin aslında kötü olmayabileceği, aksine çok farklı bir görüntüsünün olabileceği örneklerle açıklanmaktadır.

Sonuçta inananlara örnek olarak kalan en büyük ders de Hz. Musa ve Hz. Harun'un imanları ve güzel ahlaklarıdır. Her ikisi de kendilerine kitap verilen İslam peygamberleridir. Hz. Musa'nın mücadelesi belki de binlerce yıl önce olmuştur. Fakat gösterdiği davranışlar, söylediği sözler bizim için hala güzel birer örnektir. Allah onu Kendisi için seçmiş, onunla konuşmuş, sözlerini insanlara ulaştırması için bir elçi olarak göndermiştir. Her iki kutlu insandan da Allah Kuran'da şöyle bahseder:

Sonra gelenler arasında da ikisine (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık.
Musa'ya ve Harun'a selam olsun.
Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz.
Şüphesiz ikisi, Bizim mü'min olan kullarımızdandılar. (Saffat Suresi, 119-122)
Allah onlardan ve diğer elçilerinden razı olmuştur. Rabbimiz bize de elçilerinin yaşamlarını daha iyi kavramayı ve onlar gibi razı olunan kullardan kılınmayı nasip etsin.